| Favorilere Ekle | Sitene Ekle | İletişim |

Magazinde Web Dizini

  ANA SAYFA
  Magazin 
  Dedikodu 
  Moda 
  Sağlık 
  Aşk 
  Cinsellik 
  Kültür & Sanat 
  Playboys 
  Diyet 
  Sosyete Kadın 
  Hollywood 
  Son Dakika 
  Müzik 
  Tatil 
  Güzellik Salonu 
  Sosyete Mekanı 



Çok Okunanlar
  Britney Spears yine büyüledi
  Seksi olmayı, bana bakılmasını seviyorum

Ve yeni bir star doğuyor!

06.10.2007 - 00:36


Kemanıyla içimizi ısıtan, içimizden biri: Canan Leslie Anderson…




Türkiye onunla sıcak bir Ağustos akşamı tanıştı... TV başında akşamı tüketmeye çalışan yorgun insanların gözleri Sarı Sıcak’ta pembe giysilere bürünmüş güzel bir kıza takıldı... Belki çok da önemsemediler başlangıçta... Ne de olsa alışmışlardı yerden tüy gibi biten şarkıcılara, popçulara... Pembe giysili kızın ağzından dökülen ilk sözler aniden değiştirdi bu rutini!.. “Türk bir anne ile Amerikalı bir babanın kızıyım. Ne mutlu Türküm diyene…” lafını duyan herkes biraz daha dikkatle baktı ekranlara. Genç kız elektro kemanıyla şovuna başladığında ise artık adeta nefesler tutulmuştu TV başında... Canan Leslie Anderson öylesine bir konuşturdu ki kemanını o akşam, adı ikinci günü dillerden düşmedi ülkenin dört bir yanında. Kimi güzelliğini anlatıyordu birilerine, kimi de yeteneğini; ama en çok da “hem güzel, hem de yetenekli” deniyordu sohbetlerde…

Doğrusu biz de merak ettik Anderson’ı… Neden yıllarca gizli kalmıştı böylesine bir sanatçı, neler yapmıştı şimdiye kadar, neler planlıyordu gelecek için acaba?

Önce internetten araştırdık kim olduğunu. Doğrusu oldukça da ilginç bir hayat hikayesi vardı karşımızda. Canan Leslie Anderson, İtalya’nın Vicenza kentinde dünyaya gelmiş. Türk anne ile Amerikalı babanın birlikteliği çok uzun soluklu olamamış; bebekleri 3 yaşına geldiğinde ayrılmışlar. Minik Canan’daki yeteneği annesinin bir arkadaşı keşfetmiş şarkı mırıldanırken. Göz açıp kapayana kadar da İstanbul Belediye Konservatuarı’na başlayıvermiş daha beş yaşındayken. Kemanla öylesine bütünleşmiş ki minik kızımız, Avusturya Kültür Merkezi'nde ilk konserine çıkması için bir yıl yetmiş fazlasıyla. Günde en az 7-8 saat keman çalışarak geçmiş çocukluk ve ergenlik yılları. O minicik haliyle çalışmaktan yorgun düşüp hüngür hüngür ağlıyormuş bazı zamanlarda. Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki Eğitimini yurt içi ve yurt dışındaki zorlu bir çalışma süreci takip etmiş. Adana Senfoni Orkestrası'nda konuk olarak keman çalmış, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası'nda görev yapmış, 1993’te Avusturya'ya yerleşmiş, 1994’te de dünyada ilk kez gösterime giren "Kugeln des Sultan" adlı eserde baş kemancı olarak sahneye çıkmış. Salzburg Üniversite Orkestrası, Bombay Senfoni Orkestrası ve sayısız farklı deneyim izlemiş bu çalışmaları. Avusturya'da özel keman dersleri verirken televizyon dizisi Helicop’ta da oyuncu olarak rol almış. 1999'da neyse ki İstanbul’a dönmüş de onu tanıyabilme şansını yakalayacağımız süreç işlemeye başlamış.

Bir süre İstanbul Devlet Opera ve Balesinde görev alan Anderson, daha sonra birçok ünlü sanatçının konserlerinde ve TV programlarında hem kemanı, hem de sesi ile yer bulmuş. İstanbul’un önemli eğlence mekanlarında yaptığı programlar birbirini takip etmiş ve en sonunda “artık daha fazlasını yapma” kararını almış.

Bütün bunları öğrendikten sonra daha da merak ettik Anderson’ı ve en iyisi dedik direk kendisine soralım kafamıza takılan her soruyu. Ortak bir dostumuzun aracılığı ile sözleştik sıkı bir sohbet için.

Buluşmamız kısa bir süre öncesine kadar çalıştığı beş yıldızlı otelin lobisinde gerçekleşti. Tam da televizyondaki gibi gülen gözleriyle yaklaştı masamıza; öylesine sıcak ve içten davrandı ki kırk yıllık dostlar gibiydik üç beş dakika sonra.

Amerikalı baba + Türk anne = Ortadoğu krizi

İlk sorumuzu “Türk anne, Amerikalı baba” hakkında yönelttik Anderson’a. İki Kültür arasına sıkışmamış mıydı, neler hissediyordu iki tarafa birden ait olmaktan? “Herşeyden önce ben Türk’üm ve bir Atatürk kızıyım” dedi Canan Leslie Anderson… Atatürk’e sevgisini ve Türk olmanın mutluluğunu anlattı uzunca. “Atatürk olmasaydı, ben bugün burada olamazdım. Şu anda sahip olduğumuz bütün özgürlükleri, keman çalma özgürlüğümü, sizinle sohbet etme özgürlüğümü Atatürk’e borçluyum. Müziğimle vatanıma ve Atatürk’e borcumu ödemeye çalışıyorum” derken heyecanı gözlerinden okunabiliyordu. İki farklı Kültürün yansımalarıyla yetişmeyi ise bir şans olarak görüyordu kendisi için: “Amerikalı bir babanın kızı olduğum için daha özgür bir şekilde yetiştim doğrusunu söylemek gerekirse. Hayata bakmayı öğrenek büyütüldüm. Annem de açık görüşlü bir kadın ama Türk gelenek ve göreneklerinin vermiş olduğu bir takım kuralları da uygulayan biri. Bu gelenekler bana manevi olarak ve insanlarla saygı dolu bir iletişim kurabilmek adına çok fazla şey kattı. Fakat şunu da söylemeliyim ki beni ben yapan annemdir. Annem gerçek bir Türk kadınıdır, klasik annedir işte.”
Babası Kentucky’de bir şirkette bilgisayar mühendisi olarak çalışıyormuş Anderson’ın. Annesi içmimarmış, ama uzun zaman önce iş hayatını bırakıp ev hanımlığını tercih etmiş. Anne ve babasının ikisi de müzikle ilgili değilmiş. Bununla birlikte müzik yeteneği muhtemelen anne tarafından geliyormuş. Hem anneannesi, hem de büyük anneannesi klasik müzikle yakında alakalıymış. Büyük anneannesi piyano çalarmış, evlerinde de kocaman bir piyonosu varmış zamanında. Bu bilgileri verdikten sonra anne ve babasının daha sonradan yeni aileler kurduklarını ve şimdi devasa büyüklükte bir sülaleye sahip olduğunu anlatıyor Anderson. Ailenin kalabalıklığı hakkında esprili yorumlar yaparken, “Galiba gereğinden de fazla kalabalığız” diyerek gülümsüyor.

Dayanamayıp babasının son seçimlerde ABD’de kime oy verdiğini soruyoruz. Hatta Canan Hanım’a “Eğer babanız Bush’a oy verdiyse söyleşiyi de hemen burada kesebiliriz” diye takılıyoruz gülüşmeler eşliğinde. Allahtan babası katı bir Bush muhalifi çıkıyor da içimiz rahatlıyor. Anlaşılan babası da Türklükten nasibini almış fazlasıyla!

Türkiye özlemi… Dostluk, insan sevgisi ve Anadolu…

Neden Türkiye’ye dönme kararı aldığını merak edip, “Avusturya’da kalsan daha kolay olmaz mıydı kendi alanında başarı elde etmek” diye soruyoruz. Konuğumuz dünyanın her köşesinde keman çalabileceğini, ancak vatan sevgisinin herşeyden daha ağır bastığını belirtiyor. Avrupa’da yaşadığı dönemde Türkiye’ye büyük bir özlem duyduğunu, en çok da dostlukları özlediğini anlatıp, günlük koşturmaca içinde çok da üzerinde düşünmediğimiz insan sevgisinin bu topraklardaki farklılığına değiniyor ve “Anadolu gibisi yok bu dünyada” diye eklemeden de edemiyor. Türk ezgilerinin ruhunun derinliklerine işlediği gerçeğine vurgu yapan Anderson şöyle devam ediyor: “Türkiye müzik konusunda büyük bir pınar gibi. O kadar çok çeşit, o kadar çok renk var ki… Anadolu müziklerini kendi bakış açımla ve kemanımla sahneye taşımak istedim. Aslında değişik dünya Kültürlerinin melodileri ile Türk müzik türlerini birarada sunabilmeyi istiyorum. Bu hayalim ve vatan özlemiyle Türkiye’ye dönmekte hiç tereddüt etmedim.”

Projenin mimarı gerçek bir duayen: Vedat Özkan Turgay

Canan Leslie Anderson ile sohbetimiz devam ederken, son derece sevecen bir kişi neşe saçarak masamıza yaklaşıyor. Gelen kişi Türk müzik sektörünün tartışmasız duayenlerinden Vedat Özkan Turgay... Kendisinin müzik piyasasına kazandırdığı sayısız sanatçı, dillerden düşmeyen pek çok tanınmış bestesi var.

Turgay bütün sevecenliği ile “Medyaya güven olmaz; söyleşiyi kontrol altında tutmak için geldim” diyor ve bizleri güldüren esprilerini makinalı tüfek gibi sıralıyor. Aslında Turgay’ın sohbetimize katılması önceden planladığımız bir durum. Çünkü Canan Leslie Anderson ile Özkan Turgay tam anlamıyla harika bir ekip. Anderson, Turgay ile bir abisinin aracılığı ile tanışmış. Turgay, Canan Hanım’daki cevheri ilk gördüğü anda keşfedip, ondaki star ruhunu gözlemlemiş. Neredeyse üzerinde hiç konuşmadan ve planlamadan kendilerini stüdyoda kayıt yaparken bulmuşlar. Şu anda Anderson’ın birkaç ay içinde çıkacak albümü üzerinde çalışıyorlarmış. Parçaların bir kısmı da Turgay’ın bestesiymiş.

Amaçları klasik Türk ve batı müziği ezgilerinin birarada sunulduğu bir albüm çıkarmakmış. Ellerinde 30’dan fazla ‘master’ kayıt varmış ve albüme girecek parçaların seçimiyle uğraşıyorlarmış şimdilerde.

Söyleşimiz sırasında Turgay sık sık araya girince önce biraz şaşırıyoruz! Soruları Anderson’a soruyoruz, cevapları Turgay vermeye başlıyor! Ancak kısa bir süre sonra Anderson ile aralarında “besteci-müzisyen ilişkisinden de yakın” bir abi-kardeş bağı kurulduğunu gözlemliyoruz. Özkan Turgay, Anderson’ın üzerine öylesine titriyor ve koruma kalkanlarını o kadar güçlü çalıştırıyor ki gerçekten izlenmeye değer sevimli bir manzara ortaya çıkıyor. Anderson ağzını açamadan Turgay devreye giriyor, laflar birbirine karışıyor, espriler başlıyor. Şakaları ve birbirlerine takılmaları tam eğlencelik bir şov edasında ilerliyor. Kah ellerini çakıyorlar havada “Oleeey” diyerek, kah iğneleyici laflar ediyorlar birbirlerine. Bir ara sessizce “Oh, oh bir pazar gününü daha eğlenceli geçiremezdim herhalde” diye mırıldanıyoruz içimizden.

Sadece müzik, sadece erdem…

Anderson, Türkiye’de müzik sektörüne girmenin ve kalıcı olabilmenin zorluklarına değiniyor bir ara. Klişe bir Magazin starı olmak istemediğinin altını çizerken, erdem ve onur gibi değerlere özel bir vurgu yapmayı da ihmal etmiyor. “Ben popüler olacağım, daha çok tanınacağım derseniz, birileri bunu tercih edebilir. Ancak ben asla bu klişe süreçlerin içinde yer almayacağım. Yaşam tarzım buna müsait değil zaten. Bana kalırsa bazı şeyler insanın duruşu ile alakalı. Tabii ben de daha popüler olmak ve tanınmak istiyorum. Ancak, siz duruşunuzu belli sağlamlıkta tutarsanız karşılığını da en sağlıklı bir şekilde alırsınız. Ben sadece müziğimle ve kemanımla varolacağım.”
Star adayımız albüm çıkarırken hedefinin sadece para kazanmak olmadığını belirtip, zaten mevcut sistem dahilinde büyük satışlar beklemediğinin de altını çiziyor. Özkan Turgay ise pek çok konuda olduğu gibi müziğin geleceğinin de internette olduğuna özellikle dikkat çekip, “Eğer bir satış yapılacaksa tercihimiz bunun da internet üzerinden olması” sözleriyle teknolojiye verdikleri önemi anlatıyor.

Kemanıyla aşk yaşamak…

Canan Leslie Anderson’a günde 7-8 saat keman çalışmanın nasıl bir duygu olduğunu soruyoruz… Bir insanın her gün tek başına bir odaya kapanıp saatlerce keman çalmasını tam olarak algılayamadığımızı anlatıyoruz. Aldığımız yanıt ise üzerinde düşünülmeye değer oluyor: “Size çok klasik bir söylem olarak görünebilir. Fakat ben gerçekten de kemanımla bir aşk yaşıyorum. Keman çalmaya başladığım andan itibaren dünyadan kopuyorum. Bambaşka bir boyutta kemanım, ben ve yaptığım müzik başbaşa kalıyoruz. Rüya gibi, masal gibi bir şey bu. Keman çalarken tek korkum araya konsantrasyonumu bozacak başka şeyler girmesi oluyor. Telefon çalmasın, ekstradan önemli bir olay yaşanmasın diye dua ediyorum bazen. Şunu açıkça söyleyebilirim ki keman çalarken ortaya çıkan ben ile sokaktaki Canan aynı kişi değil. Biz başka insanlarız ve birbirimizi tamamlıyoruz. Her sanatçı biraz delidir derler ya, ben de farklı bir kişiliğe sahibim keman çalarken.”

Şakacı virtüöz...

Anderson’la kaynaştıkça bilinmeyen özelliklerini de öğrenmeye başlıyoruz. Meğer Canan Hanım, orkestralarda çalışırken düzeni bozan muziplikleriyle meşhurmuş! Konser sırasında akord yapan müzisyenlere “la” yerine yerine “si” sesi verme komploları mı dersiniz, uzun provaları sabote etmek için sıra ona geldiğinde müziğe girmemek mi dersiniz, kendisinde ne kadar muziplik ve isyankarlık ararsanız varmış.

Peki size yapılan unutulmaz şakalar var mıydı diye soruyoruz anılara girince. Şaka değil, ama unutamadığı komik bir olay yaşamış birkaç sene önce. Beş yıldızlı bir otelin lobisinde keman çalışıyormuş her zamanki gibi. Öndedeki masalardan birinde de sahneye sırtı dönük şekilde bir bayan müşteri oturuyormuş. Kadın bir saat sonra garsonu çağırmış sinirli bir tavırla ve “Buraya canlı müzik dinlemeye geldim, ancak bir saattir kaset dinletiyorsunuz. Sahtekarlık denir buna” diye başlamış bağırmaya. Kadını canlı müzik yapıldığına zar zor inandırmışlar; ama sonra da öylesine sevmiş ki Anderson’ı müdavimi olmuş performanslarının.

Hindistan macerası

Canan Leslie Anderson’ın en maceralı müzik deneyimlerinden biri de Bombay Senfoni Orkestrası’nda baş kemancı olarak görev yaptığı dönemmiş. Bize sayısız ilginç olay anlatıyor o döneme dair. Kapısı, kaputu olmayan taksilerle korku dolu maceralı seyahatler, kuralsızlığın kural olduğu bir trafik keşmekeşi, orkestrada yaşanan enterasan anılar gerçekten dinlenmeye değer. Anderson’ın başarılı oyunculuk yeteneğini ile bize ayakta canlandırarak anlattığı bir anısı ise oldukça komik…

Hindistan’da klasik müzik dinleyicisi ülkenin İngiliz kökenli üst sınıfından oluşuyormuş. Konserlere rağbet edenler deyim yerindeyse ülkenin sosyetik kesimiymiş. Bir konser sonrasında büyük alkış almışlar dinleyiciden. Hani adettir ya sanatçılara çiçek vermek… Anderson’a da bir çiçek armağan edilmiş. Ancak bu çiçek buket falan değil kocaman bir çelenkmiş! Boynuna geçirdikleri anda neye uğradığını şaşırmış. Çelenk öylesine büyük ve ağırmış ki az daha yere yuvarlanıyormuş dengesini kaybedip. Müzik yaşamı boyunca bir daha çelenk almak istemediğinin altını çizmeden de edemiyor Canan Hanım…

Yıllar sonra yaşanan sürpriz…

Anderson daha üniversitede bir öğrenciyken çocuklara klasik müzik sevgisi aşılamak
için mahallede ne kadar çocuk varsa hepsini toplayıp konserlere götürmeyi bir alışkanlık haline getirmiş. Çocukları konsere sokup ayrıca anlatırmış çalınan eserlerin anlamlarını saatlerce. Birkaç ay önce bir restoranda yemek yerken çok genç bir kız gelmiş yanına. “Beni hatırladınız mı” diye sormuş kız; Anderson anımsayamamış tam olarak. Genç kız “Siz beni baştan yarattınız. Sizin sayenizde müziği öğrendim, farklı kültüleri ve insan olmayı öğrendim, ben falancayım… Beni de defalarca konserlere götürmüştünüz” diye anlatınca sözler yerini ıslak gözlere bırakmış.

“İşte benim yapmak istediğim tam da bu. Müziğin evrensel dilini topluma anlatmayı, farklı renklerden ve Kültürlerden tat almayı aşılamak istiyorum insanlara” diyor Anderson… Bu sözler sonrasında kısa bir sessizlik oluyor masamızda. Biraz dalıp uzaklara gidiyoruz aniden… Benim kafamdan sanata tükürenler geçiyor o saniyelerde; konuklarımın ne düşündüğünü ise bilemiyorum açıkçası…

Enstrümanlar evrenseldir…

Sessizliği Özkan Turgay bozuyor… Yönetmenliğini ve aranjörlüğünü yaptığı sayısız ünlü sanatçıdan söz ediyor ve esprileri ile bizi gevşetiyor. Serdar Ortaç, Ebru Gündeş, Gülşen, Ferdi Tayfur ve daha bir sürü isim sıralıyor. Konuyu Kültür ekseninde devam ettirip anlamlı görüşler ifade ediyor: “Canan çok da güzel şarkı söyleyebiliyor. Zaten albümde böyle sürprizlerimiz de olacak. Ama sözler daima kısıtlayıcı bir unsurdur. Biz bir enstrümanın çok daha evrensel mesajlar verebileceğini, çok daha derin duygular anlatabileceğini düşünüyoruz. Bu tılsımı da kaybetmek istemedik. Bu yüzden fazla söze gerek duymadan kemanı konuşturmayı tercih ettik.”

Anderson giriyor bu sırada söze ve Ramazan sonrasında TV8‘de Fatih Erkoç ile hazırlayacakları programdan bahsediyor. Öylesine heyecanla anlatıyor ki şimdiden, merakla beklemeye başlıyoruz biz de…

Sohbetimiz biraz kahkaha, biraz da müzikle derinlere dalıyor ve saatlerin nasıl geçtiğini bile anlayamıyoruz. O sırada kısa bir süre öncesine kadar Canan Leslie Anderson’un sahne aldığı otel lobisinde başka bir keman virtüözü gencimiz müzik yapmaya başlıyor… Susuyor ve dinliyoruz… Anderson son sözü söylüyor sohbetimizde… “Hayat bir bayrak yarışı galiba… Önemli olan geride bıraktığınız eserler, insanlarda yarattığımız etki ve bu topraklar üzerine koyabildiğiniz bir Kültürel tuğla...”

Saatler sonra bu söyleşiyi kaleme alırken de tek bir şeyi düşünüyorum nedense… “Biz insanların hak ettiği bu renklilik ve özgünlük değil mi dünyadaki kısa hayatlarımızda? Kültürlerin, sanatın, insana dair her unsurun, müziğin ve farklı notaların bütünsel ahengi… Her renkten ve her notadan ayrı bir zevk almak, değerlerini anlamak... Uygarlaşmak…”


Anasayfaya Dön

Bu haber 704 defa okundu.

Kaynak :

  Haber İle Bağlantılı Diğer Haber Başlıkları...

 Müzik Haberleri

Eurovision şarkısıyla eleştirmenlerden tam not alan Hadise iddialı!... Britney Spears GMA´da sahneye çıktı, her zaman olduğu gibi şovuyla dinleyenlerini adeta büyüledi....
Janet Jackson bu yıl sonunda çıkartmayı planladığı, kilo vermek hakkında bir kitap yazacak.... Rihanna hayranlarının güvenliği açısından konserlerine şemsiye ile gelinmesini yasakladı....
Kanye West ve 50 Cent aralarındaki "albüm satış rakamı" kavgasını bitirmişe benziyor.... Teoman, kendi albümlerini satın almadığı halde magazin sayesinde birçok kişinin kendisini tanıdığını söyledi....
Madonna 28 Nisan´da çıkacak olan yeni albümünün adını açıkladı: Hard Candy.... Amy içinde aksesuar, kozmetik ürünleri ve kıyafetlerin bulunacağı kendi moda markasını yaratmaya hazırlanıyor....

“Asla türban takmam!R..
Ceza feat Sezen Aksu
Buket Doran’dan ders alı..
´Yoncimik’ de bebe..
Rihanna kime aşık?
Söz ve müziğiyle Teoman…
Fatih Akın´ın yeni gözde..
Beyonce´den ilginç istek
Kazım DVD´de yaşayacak
“Hiç olmadığım kadar sek..
Lenny Kravitz İstanbul´d..
Reklam jingle´ı şarkı ol..
Ceza’dan 10. yıl konseri
Müjde! Demir sahnede
Teoman´dan albüm gibi ki..
Emre Aydın’cılar buraya!
maNga’nın sesi olun!
Beckham ve Snoop rap yapacak



Ekonomi Köşesi

» Ekonomi Sözlüğü

» Forex Hakkında

» Teknik Analiz

» Borsa Sözlüğü

» Enflasyon Nedir

» Dünya Ekonomisi





Anket
İnternet = ??

Diyet (195)
Magazin (258)
Resimler (1464)
Videolar (4763)
Haberler (84)
Futbol (532)
Hiçbiri (118)
Hepsi (604)


Polisin Saraç imzalı kıyafeti
Cengiz  Semercioğlu
Karadeniz gecesi
Cenker Tezel
Bir genç kadından cesur bir değerlendirme
Güzin Abla 

  Link Köşesi

» Mankenler

» Ekonomi

» Videolar

» Sibel Kekilli

» Pınar Altuğ


     Alan Adı TOPlist